YOOtheme

"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım.Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak,benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin,bu arzusundan vazgeçinceye kadar,amansız düşmanıyım.

AYDINCIK'IN TURİZM POTANSİYELİ
Yazan Mustafa B. Yalçıner   
Perşembe, 21 Mayıs 2009

Aydıncık, arkası dağ, önü deniz, doğal güzellik ile tarihî zenginliğin kucaklaştığı, iki mavi arasında, henüz bozulmamış şirin bir Akdeniz kentidir. D–400 karayolu üzerinde bulunan ilçenin, turist akınına uğramadığı için, doğal yapısı şimdilik bozulmamıştır.

Kent turizm açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Tertemiz denizi, kumu ve güneşiyle gelenleri büyülemektedir. Çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan Aydıncık, tarihî eserleri, mağaraları, sualtı zenginliği, yaşam tarzının çeşitliliği, endemik bitkileri, konargöçerleriyle her çeşit turiste hizmet verebilecek güçtedir.

Han Yıkığı diye anılan kazı alanında, 1992 yılında, MS 5. yüzyıl sonlarına tarihlenebilecek 12 m uzunlukta, 3,20 m genişlikte bir zemin mozaiği bulunmuştur. Mozaik üzerindeki 3x3 metrelik panoda MS 5. yüzyıldaki Kelenderis'in kent manzarası ile içerisinde iki yelkenlinin bulunduğu limanı betimlenmiştir. Mozaiğinin bu bölümü, Kelenderis'deki o zamana ait yapılar hakkında bilgi edinmemiz açısından önemlidir: Roma Hamamı, çeşitli entrepolar, limana bakan tarafında ise başka yapılar gösterilmiştir. 

Üzerinde şehir planı olduğu için çok büyük önem arz eden Kelenderis mozaiğinin günışığına çıkarılabilen kısmının üzerine korunak yapılarak ziyaretçilerin beğenisine sunulmuştur.

2007 yazında, limana yakın bir alanında yapılan kazı çalışmalarında, bir bazilikaya ait 210 m2 civarında taban mozaiği da gün ışığına çıkarıldı. Yan bölümlerden birindeki mozaik tamamen tahrip olmuş ama orta ve diğer yan taraftakiler tarihî yapısını korumaktadır. Tarihin derinliklerinden günümüze ulaşan bu eserin orta bölümünün kenarlarında çok sayıda sütun kaidesi de bulunmaktadır. Orta ve diğer yan bölmedeki mozaiğin üzerinde çeşitli hayvan motifleri ve eski Yunanca yazılar yer almaktadır.

Merkezdeki düzgün iri kesme taşlarla ve harç kullanılmadan yapılmış Dörtayak Anıtmezarı, insanı alıp tarihin derinliklere götürmekte ve gizemini hâlâ korumaktadır. Doğa ve insana karşın günümüze sağlam biçimde ulaşan, 8 m yüksekliğindeki ve MS 2. yüzyılda yapıldığı sanılan bu tarihî anıtın, mezar odası henüz açılmadığından, önemli bir kişi anısına yaptırılan ancak kendisinin içinde gömülü olmadığı bir boş mezar mı yoksa gerçek bir anıtmezar mı olduğu henüz bilinmiyor. Mezar odası, dört fil ayağının bastığı orta bölme ve piramidal çatıdan oluşan anıt, ziyaretçileri büyülemeye devam etmektedir.  

Dünyanın sekizinci harikası sayılabilecek Gilindire Mağarası, doğanın Aydıncık’a sunduğu bir nimettir. Dikit ve sarkıt ormanları ve sonundaki gölüyle görücüye çıkmayı bekliyor. 

Bunun yanında Aydıncık, sualtı mağaraları ve batıklarıyla önemli bir cazibe merkezidir. Yılanlıada çevresinde bir batık alanı keşfedilmiş olup bölge, 1 derece sit alanı ilan edilmiştir. 

Nesli tükenmekte olan Doğu Akdeniz’deki ada martılarının yarısı, yumurtlamak için Yelkenliada’ya gelmektedir. Bu durum, kuş gözlemciliği açısından önemlidir. 

Ayrıca Sancak Burnu çevresi fok yaşam alanıdır. Fok izleme merkezi turizm açısından ilginç olabilir.

Sosyal yönden de Aydıncık cazip bir turizm merkezi olabilir. Son Yörük Sarıkeçililer, ilçemiz için ayrı bir renktir. Onların yaşam tarzlarını yerinde görmek isteyen turistler için konargöçerlik de çekici olabilir.

Botanik turizmi açısından Aydıncık ve çevresi önemli bir potansiyel arz etmektedir. Toroslar endemik bitkilerle doludur.

Yamaç paraşütü için oldukça elverişli mekânların bulunduğu yetkili kuruluşlarca da saptanmıştır. Ayrıca Aydıncık, yelken yarışları, dalgıçlık ve su sporları için biçilmiş kaftandır.

Deniz, kum ve güneş üçgeni yanında tarihî ve doğal güzelliği ayrıca bitki ve hayvan varlığıyla Aydıncık, uyuyan bir devdir. Bu devin uyandırılması için, önce ulaşım güçlüğünün bertaraf edilmesi daha sonra kültürel bütünlüğü sağlayan, biyolojik çeşitliliği arttıran ve sosyoekonomik gereksinimleri karşılayan kaynakları yönetecek bir planlama gereklidir. Bu amaca yönelik bir proje ile ilk önce altyapı eksiklikleri giderilmeli daha sonra kıyı yönetim planları yapılmalı ve buna göre tesisler kurulmalıdır. Kurulacak tesislerde de lüks ve abartıya kaçmamalı, kalite ve hizmet birinci planda olmalı, ayrıca kültürel, doğal ve fiziksel çevreye saygılı, tarihle uyumlu olma endişesi taşımalıdır. Ayrıca yapılacak düzenlemeler de çok sıkı izlenmelidir. Kıyılarımız turistik tesis adı altında beton yığınına dönüştürülmemelidir.

Turizmdeki amacına ulaşabilmek için Aydıncık, hem Aydıncıklıların hem de kendilerinin kazançlı çıkacağı bilinçli, insan ve çevreye saygılı yatırımcılara gereksinim duymaktadır. 

Mustafa B. Yalçıner  

Son Güncelleme ( Perşembe, 21 Mayıs 2009 )
 
PEMBECİK KÖYÜ DEĞİRMENDERE MAHALLESİ
Yazan Mustafa B. Yalçıner   
Cumartesi, 02 Mayıs 2009

Aydıncık-Anamur karayolu üzerindeki Gözsüzce’nin orta yerinden sağa sapıyoruz. Salih Göztaş ile eşi Neriman Hanım da var yanımızda. İnce uzun asfalt yolda gidiyoruz kuzeye doğru, muz seralarının arasından. Sağda kocaman eski bir yapı, tarihin derinliklerinden günümüze ulaşan. Yıllar önce Hüsül Ali’nin işlettiği değirmenine su götüren kanal, bu.

İlerlerken bir an geliyor yolun ortasında ulu bir çam. Kesmemişler ağacı solundan geçiyoruz. Bir süre sonra yine yolun ortasında yaşlı bir keçiboynuzu ağacı. Ne iyi etmişler de kesip atmamışlar bu ağaçları!

Kızılçam ormanın içerisinde bir yol ayrımına varıyoruz. Değirmendere oku yönünde, toprak yolda ilerliyoruz şimdi de. Bir solumuzda bir sağımızda siyah kalın su borusu eşlik ediyor bize.

Yol boyunda açmaya başlayan erguvan ağaçları, pembecik. Sonunda mahalle görünüyor. Aşağıda çukurun içinde, bir bükte, bir tesis göze çarpıyor: Alabalık Çiftliği.

Değirmendere, Pembecik Köyü’nün mahallelerinden biri, ilçe merkezine yaklaşık 35 km. Sahilden 15 km kadar uzakta, Toroslar’da, yeşille mavinin sarmaş dolaş olduğu bir mekân, üç yanı yalçın, dumanlı dağlarla çevrili.

Muhtar Mustafa Doğan’ın evinin önünde duruyoruz, bir selam vermek için. Kimse yok evde. O sessizlikten bir anım canlanıp geliyor: Birkaç yıl önce, kış sonu varmıştık Muhtar’ın evine, Ankara’dan gelen dostlarımla. Evinin balkonunda kocaman bir soba vardı, gürül gürül yanan. Bakışıp gülmüştük, bu nasıl iş diye! Sonra da dağlardan dökülüp gelen ayaz yüzümüzü, kulağımızı ısırırken, ellerimizi ısıtmıştık o sobada.

İnmeye devam ediyoruz. Solumuzdaki kayalıklarda bir kekik türü var, güve otu denilen. Kurutulup naftalin yerine kullanılırdı çok eskiden. Ondan da topluyoruz bir demek.

Mahallenin ortasında kocaman bir alanda onlarca ağacın gölgesinde bir çeşmeyle bir de tahtalık. Geçen yıl da gelmiştik buraya, temmuz ortalarında. Kıbrıs Yelken, Motor ve Kürek Federasyonu’nun düzenlediği, ‘20 Temmuz Yat Rallisi’ne katılan Girne Marin Clup üyelerine verilen akşam yemeği vesilesiyle. 

Bahçelerin arasındaki dar toprak yoldan geçerek varıyoruz sığ ve çakıllı dereye. Zorlanmıyor arabamız karşıya geçmek için. Beyaz boyalı binanın yanında duruyoruz. Önünde havuzlar var, alabalıkların oynaştığı.

Muhtarın oğlu, güleç yüzlü, konuksever Ahmet Doğan karşılıyor bizi. Eğitimli birisi olduğu belli oluyor konuşmasından, davranışından. Projelerinden söz ediyor bizi gezdirirken.

Şarıl şarıl su akıyor her taraftan. Kıvrıla kıvrıla çağlayan bir dere kenarındayız. Eski bir de değirmen görüyoruz, toprak damlı. Çörtenleri dökülmüş. Dili olsa da bir konuşsa bu değirmen! Kim bilir neler anlatır! Mahalle adını bu dere ve değirmenden almış olmalı. 

Fotoğraf makinesinin karelerine giriyoruz, çağlayanın dibinde. Sonra kesme merdivenlerden çıkıyoruz havuzların bulunduğu bahçeye. Önden gidiyorum fotoğraf çekmek için. Kenarı yarpuzlu kanala bir kurbağa zıplıyor cup diye. Sarmaşıkların beline dolandığı ağaçların yanından geçiyorum. 

Kayaların arasından akıyor dere çağlayarak. Sarı, kocaman bir alabalık kaçmış havuzdan. Özgürlüğüne kavuşmuş. Yaşlı çınarların dibinden akan derenin üzerindeki ince bir köprüden karşı bahçeye geçiyorum. Portakal çiçeği kokusu doluyor ciğerime. Narlar yeni yeni çiçek açıyor, narıyla ünlenmiş Değirmendere’de. Sonra bilye büyüklüğündeki eriklerden koparıyorum birkaç tane. Kütür kütür hepsi.

“Buyurun, balıklar hazır” diyor Ahmet. Mis gibi kokuyor sulanmış yufkalar. Çoban salatası eşliğinde yiyoruz ızgara alabalıkları. Nefis mi nefis!

Temiz hava, bol oksijen çarptı galiba. Yemekten sonra bir uyku bastırıyor. Gözüm bir talvar ya da bir hamak arıyor, bulamıyorum.

Sığır gütmeden gelenlerle karşılaşıyoruz. Taze süt de satın alıyoruz. Karnımız da doydu, gözümüz de. Ayrılık vakti geldi artık. Biniyoruz arabaya. Hoşnut ayrılıyoruz Değirmendere’den ama aklımız, gönlümüz orada kalıyor…   

                                                                                 Aydıncık, 01 Mayıs 2009 

Son Güncelleme ( Cumartesi, 09 Mayıs 2009 )